* Hatırlatma ! Yaprak testlerin %90’ın da cevap anahtarı yoktur. Bu testler konu anlatımları ile desteklenip sizlerin çözmesi amacıyla ve soru deneyiminizi arttırmak için yayınlanmaktadır. Cavabı olan testler kategori dizinlerinde belirtilmiştir.

Felsefe Tarihi

İLKÇAĞ MEDENİYETLERİNE

BAKIŞ

Düşünce tarihinde, evreni, evrendeki değişimi, varlıkları, insanı açıklamak için birçok çaba vardı. Ancak bunların felsefe sayılabilmesi akıl ilkelerine uygunluğuna, geçerli çıkarımlara dayanmasına bağlıydı ki, bu da karşımıza ilk defa Yunan medeniyetinde İlkçağ felsefesi olarak çıkar. İlkçağ felsefesini, incelediği konulara göre genel olarak beş bölümde incelemek mümkündür.

  • Konusu, varlığın ilk ve ana maddesi (arkhe) olan “Doğa felsefesi”
  • Konusu, bilgi, erdem ve mutluluk olan sofistlerin “İnsan felsefesi”
  • Konusu, var olan her şeyi idealarla açıklayan Platon’un “İdeal felsefe”si
  • Konusu, felsefenin metodikleştirilmesi yani mantık olan Aristoteles’in “Sistematik felsefe”si
  • Konusu, mutluluk olan ve ahlak üzerinde yoğunlaşan Hellenistik dönemin “Roma felsefesi”

Belirtilen konularda açıklamalarda bulunan filozoflar, başka alanlarda da düşünce üretmişlerdir. Ancak belirleyici konular bunlardır.

1. Doğa Felsefesi

Doğa filozofları “arkhe” sorunu üzerinde yoğunlaşmışlar, dış dünyadaki varlıkların kendisinden türediği ilk madde olan arkhenin ne olduğunu akla dayalı sorgulamışlardır. Arkhe olarak, kendi kendisini harekete geçirecek ilk maddeyi aramışlardır.

MÖ. 600’ ler de Thales’le başlayan doğa felsefesi yaklaşık iki yüzyıl süren bir dönemi kapsar. Doğa felsefesinde amaç, varlığın ana ilkesini bularak, her türlü varolanı bu ilke ile açıklamaktı. Felsefeyi bir doğa açıklaması olarak gören bu yaklaşıma göre, varlığın ana maddesi felsefi düşünüşle belirlenebilir; doğa, evren ve insan bu ana ilkeyle açıklanabilir.

Thales

Yaşadığı (Milet) ve gezdiği (özellikle Mısır) yerlerde suyun hayat verdiğini görmüş ve varlığın özünün (arkhe) “su” olduğunu ileri sürmüştür. Thales’i bu yargıya götüren gözlemdir. Ona göre tüm şeylerin besini nemdir ve ısı, nemle yaratılıp nemle diri tutulur. Böylece su, her şeyin tek ilkesi olur.

Anaximandros

Thales gibi arkhe sorunu ile ilgilenmiş ve evrenin özünün, ilk ana maddesinin ne olduğunu sorgulamıştır. Sonsuz çeşitlilikteki varlığın ancak yine sonsuz bir maddeden oluşabileceğini savunarak buna “Apeiron” adını vermiştir. Her şeyin kendisinden çıktığı temel madde, hiçbir zaman soyut bir şey olarak düşünülmemelidir. Onun tek özelliği vardır; “sonsuz ve sınırsız olması”.

Anaximenes

Canlı olan her şeyin nefes aldığını, canlılığını yitiren şeylerinse bu nefeslerini ve sıcaklıklarını kaybettiklerini gözleyerek, varlığın özünün bu sıcak nefes olduğunu savunmuştur; buna “hava” (psüke) adını vermiştir. Anaximenes “Bir hava (soluk) olan ruhumuz bizi nasıl ayakta tutuyorsa, bunun gibi bütün evreni de soluk ve hava sarıp tutar” demektedir.

Herakleitos

Herakleitos’a göre evrenin ana maddesi “ateş”tir. Ateş bütün var olanların ilk ve gerçek temelidir. Bütün karşıtların birliğidir. İçinde bütün karşıtların eridiği birliktir.

Herakleitos’da evren devamlı akan bir süreçtir, başı sonu olmayan bir değişmedir; hiç durmayan bu değişme içinde değişmeden kalan hiçbir şey yoktur. Her şey akar. Bu sürekli oluş içinde kalıcı bir şey olduğunu sanırsak bu bir yanılmadır, bir aldanmadır. Kalıcı şeyler varmış sanısına kapılmamız, değişmenin kuralsız değil de belli bir düzene, ölçü ve yasaya göre olması yüzündendir. Herakleitos’a göre evrende egemen olan yasadır, düzen ve akıldır. (Logos)

Pythagoras

Pythagoras, her şeyin kendisinden çıktığı arkhe olarak “sayı”yı görmüştür. Ona göre matematik her şeyin özüdür. Evrenin kökeni somut varlıklar değil, sayılardır. Örneğin bir sayı belli özellikleriyle adalettir, bir başkası ruhtur, bir başkası akıldır. Onlara göre evren bir sayı uyumudur. Sınırlı ile sınırsız, tek ile çift, yetkin ile yetkin olmayan karşıtlar kozmosda uyuma varırlar.

Parmenides

Parmenides, felsefesini, değişmeyen, hareket, et-meyen, bölünmeyen şeye, bir tek kurala bağlar. Bu kural “Bir”dir. Akıl, gerçek evrenin, varolanın bir olduğunu gösterir. “Bir”, Tanrı ile özdeştir. “Bir” birliktir, kendi içine kapalıdır, doğmamıştır, yok olma-yacaktır, değişmez, bölünmez, yoğunlaşmaz, seyrekleşmez. Onun dışındaki her şey yalnızca bir görünüş, bir aldatmacadır. Parmenides’e göre çokluk ve değişme de bir yanılmadır.

Elealı Zenon

Zenon, çokluğu ve hareketi varsaymanın düşünülemeyeceğini, böyle bir düşüncenin insanı çelişmelere sürükleyeceğini göstermeye ve kanıtlamaya çalışır. Bu kanıtlarda, sonsuz bölünebilen bir uzay ve zamanı kabul etmenin, bizi nasıl bir yığın güçlükle karşılaştırdığı göstermek istenir. Ona göre, varolanı bir çokluk ve hareket diye düşünürsek çelişmelere düşeriz; öyle ise varolan ancak “bir” ve “hareketsiz” olandır.

Ksenofanes

Ksenofanes, halk dininin Tanrıları insanlaştırmasına karşı çıkmıştır. Ona göre bir Tanrı vardır, bu Tanrı’nın ne biçimi ne de düşünmesi ölümlülere benzer. Bu tek Tanrı baştan aşağı işitme, baştan aşağı düşünmedir. Tanrı, her şeyi düşünceleri ile zahmetsizce yönetir.

Empedokles

Empedokles’e göre evrenin özünü oluşturan, gerçekten var olan dört öğe vardır. “Toprak”, “hava”, “su” ve “ateş” olarak belirlenen bu dört değişmez öğe, her şeyin temelinde yer alır. Evren-deki geri kalan tüm varlıklar, evrendeki oluş ve de-ğişme, bu dört maddenin farklı oranlarda birleş-mesinden meydana gelmiştir.

Anaksagoras

Anaksagoras, varlığın ilkeleri olarak sonsuz sayıda “tohum” (spermata) olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu tohumlar sayılamayacak kadar çok ve sonsuz küçüktürler, yaratılmamışlardır, yok edilemezler; temel nitelikleri sonsuza kadar değişmeden kalırlar. Toplam sayıları sürekli aynı kalır; onlardan ne bir şey kaybolabilir, ne onlara bir şey katılabilir; ne nitelikleri, ne sayıları değişir. Onlar için ne doğma, ne bozulma vardır.

Demokritos

Demokritos’a göre evrenin ilk ana maddesi “atom” parçacıklarıdır. Nasıl ki dilde her kelime bir takım harflerin birleşmesinden meydana geliyorsa, bunun gibi nesne de atomların birleşmesinden meydana gelir. Ayrıca bir kelimedeki harfler şekil ve yer olarak biri ötekinden ayrılabilir. Aynı şekilde atomlar da şekli ve durumları bakımından birbirlerinden ayrılabilir.

2. İnsan Felsefesi (Sofistler)

Sofist sözcüğü, bilen, bilgili kişi demektir. Zaman içerisinde söz söyleme sanatı üzerinde ders veren kimse anlamını kazanmıştır.

Bilginin kaynağını irdeleyen sofistler, bu kaynağın beş duyu organı olduğuna karar vererek bunlardan bize gelen verilerin yanıltıcı olduğunu söylemişlerdir. Hatalı kaynaktan gelen bilgiler de güvenilmez olduğu için, gerçek bilginin varolmadığını savunmuşlardır. En önemli temsilcisi Protagoras’tır.

Protagoras

Protagoras’a göre genel geçer bilgi yoktur. Bu düşüncesini “Her şey insana nasıl görünüyorsa öyledir. Rüzgar üşüyen için soğuk üşümeyen içinse soğuk değildir” diyerek dile getirir.

Gorgias

Gorgias, varlık üzerinde bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını ileri sürer. Bunu da üç tezle ispatlamaya çalışır. Bunlar; “Bir şey yoktur. Bir şey olsaydı bile biz bilemezdik. Bilseydik de başkasına anlatamazdık.” Gorgias’da bu görüşüyle mutlak bilginin olamayacağını savunur.

Sokrates

Bu dönemde yaşayan Sokrates gerçek bilginin varolduğunu ve tüm bilgilerin doğuştan yer aldığını söyleyerek, öğrenmenin sadece hatırlamaktan ibaret olduğunu savunmuştur. Amacı insanları “hakikat’in bilgisi” ne ulaştırmaktır.

3. İdeal Felsefe

Platon

Platon’a göre bilgilerimiz doğuştandır. Bu dünyada gördüklerimiz gerçek şeyler olmayıp, bilgilerimizin birer silik kopyalarıdır. Gerçek değişmez. Oysaki bu dünya durmadan değişmektedir. Bu değişen şeyler bilgimizin konusu olamazlar. Platon bu düşüncesini idea öğretisi ile pekiştirmeye çalışır. Bu öğretiye göre iki evren vardır. İçinde yaşadığımız evren yani görünüşler evreni sürekli değişir, yok olur. Bundan dolayı bu evren gerçekte var değildir. Gerçekte var olan idealar evrenidir. Platon bu evrendeki değişmez, sabit, kalıcı varlıklara idea adını verir. Bu dünyanın sadece bir yansıma olduğunu, herşeyin özünün “ide”ler olduğunu söyleyen Platon, yaşadığımız evrenin sadece bir gölge olduğunu ileri sürmüştür. Bu yüzden sanat, sadece bir taklittir. Bir sanat eseri idealar dünyasındaki aslına ne kadar çok benzerse o kadar çok değerli olur.

İdea, birliği olan, kendi kendisiyle hep aynı kalan şeydir. Meydana gelen, sürekli değişen, yok olan nesneler ideadan pay alırlar. İdea tek nesneye girer, onda bulunmasıyla nesneye varlığını, niteliklerini, ölçü ve orantılarını kazandırır.

4. Sistematik Felsefe

Aristoteles

Platon’un öğrencisi olan Aristoteles, sistematik felsefenin kurucusudur. Bu durumun nedeni İlkçağda felsefi düşünceyi belli ilkelere dayandırmasıdır. Aristoteles ayrıca mantık biliminin de kurucusu olarak kabul edilmektedir.

Platon’dan farklı olarak Aristoteles, gerçekten var olanın şu insan, şu kalem gibi tek tek varlıklar olduğunu ileri sürer. İdealar bireysel varlıklardan ayrı bir var oluşa sahip değildir. Ona göre idealar, duyumlar dünyasının dışında değil, içinde yer almaktadır. İdealar tek tek bütün nesnelerin özüdür; onların var oluşlarının nedenidir.

Aristoteles’e göre var olan her şey iki temel bileşenden meydana gelir. Madde ve form. Bir cismin maddesi, onun yapıldığı malzemesidir. Bir vazonun maddesinin toprak olması gibi. Bir cismin formu ise, ona şeklini veren biçimdir. Vazonun şekli, onun formudur.

Aristoteles, insanın yaşamdaki amacının mutluluk olduğunu söyler. İnsanı insan yapan, onu diğer tüm varlıklardan ayıran şey, onun aklıdır. İnsan ancak aklı ile aklının faaliyeti ile mutlu olur.

Aristoteles’e göre insan her şeyden önce toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle insan ahlaki olgunluğa ancak toplumda erişir. Devletin asıl amacı, yurttaşların ahlaki bakımdan gelişmeleri ve olgunlaşmalarıdır.

ROMA FELSEFESİ

Bu felsefe, maddi açıdan sorunsuz bir hayatın yaşandığı dönemlerde Roma’da ortaya çıkmıştır. Bu dönemde felsefe, pratik bakımdan ele alınıp işlenmiştir.

Bu dönem felsefesi insanı mutlu bir yaşama ulaştırmayı, bireye güven ve bilgelik kazandırmayı amaçlar. Bu dönemde insanlar bilmek ve anlamak amacıyla felsefe yapmak yerine, felsefeye kısa yaşamlarında kendilerine yol göstermesi için yönelmişlerdir; ahlak felsefesi büyük önem kazanmıştır.

1. Septisizm (Şüphecilik)

Septisizm, insan zihninin değişmez bir gerçeğe ulaşamayacağını, hakikat olarak kabul edilebilecek bir şey için zihnimizde bir ayraç bulunmadığını, bundan dolayı da kesin hükümler vermekten kaçınmamızı ve her şeyden kuşku duymamızın doğru olacağını kabul eder.

Şüpheci filozoflar, bir bilginin doğru ya da yanlışlığına ait yargıyı kabul etmedikleri gibi inkar da etmezler. Onlara göre gerçek bilgi yoktur. Onun için mutlak yargı vermekten kaçınılmalıdır. Mutluluk, üzücü olaylar karşısında hiç tepki vermeden, duyguları dizginleyerek yaşamasını öğrenmekte gizlidir. Temsilcileri Pyrrhon ve Timon’dur.

Pyrrhon

Pyrrhon’a göre bir konuda nasıl bir görüş ortaya atılırsa atılsın, bu yargıyı aynı şekilde başka bir yargı ile çürütmek mümkündür. Örneğin, Tanrı’ların hem varlığı hem yokluğu savunulabilir. Bu yargıların hangisinin doğru olduğu bilinemez. Bundan dolayı da hiçbir şey için belli bir şey diyemeyiz.

Pyrrhon’a göre hiçbir şey bilinemez; bu nedenle sonuna kadar her şeyden kuşku duymak gerekir. Hiçbir filozofun dünya hakkındaki yargısı birer gerçek olarak ispatlanamaz. Bu konular hakkında susmak en doğru harekettir.

Timon

Timon’a göre algılarımız ve bilgilerimiz ne doğru ne de yanlıştır. Öyleyse ne duyularımıza ne de aklımıza güvenmeli, her hangi bir yargıda bulunmadan yargıyı askıya almalıyız. Bunun sonucunda her şeye kayıtsız kalmayla belirlenen sükunet ve ruh dinginliği olacaktır.

2. Epiküros Felsefesi

Epiküros felsefesi, insan yaşamının temel amacının haz olduğunu söyleyen ahlak felsefesidir. Buna göre felsefenin başlıca görevi, insana mutluluğu sağlamaktır. Felsefe bunu her şeyden önce insanı, Tanrı, ölüm ve kader korkusundan kurtarmakla yapabilir. Temsilcisi Epiküros’tur.

Epiküros

En yüksek iyi, hazdır. Epiküros, haz deyince “acıdan kurtulmuş olma” anlamındaki hazzı anlar. Acıdan kurtulma; vücudun ızdıraptan, ruhun huzursuzluktan kurtulmuş olmasıdır. Kısaca haz, acısızlıktır, acı karşısında özgürlüktür.

Epiküros’un görüşü, insanın ruhsal sükunete ulaşmasını engelleyen üç korkudan (Tanrı, ölüm, kader) kurtulmasını öngörür. İnsan bu korkulardan kurtulduğu zaman, en yüksek amaç ve mutluluk yolunda tüm engelleri aşmış olur. Söz konusu yanlış inançların, ancak onların yanlışlığını ve temelsizliğini ortaya çıkaracak bir varlık görüşüyle ortadan kaldırılabileceğini düşünmüştür.

3. Stoa Ekolü

Stoalılara göre evrende gözlemlenebilir olan doğal güzellik, bir düşünce ilkesinin, yani her şeyi insanın iyiliği için düzenlemiş olan bir Tanrı’nın var oluşuna işaret eder. Bu nedenle ahlak alanında kaderciliği savunan bu anlayış, her yaratılanın bir amacının olduğunu ve isteğe bağlı olmaksızın yazgımızın gerçekleşeceğini ifade eder.

Stoalılara göre gerçek özgürlük, insanın kendisini duyguların kölesi olmadan, akla uygun davranışlarda bulunabilmesiyle hayata geçirebileceği iç özgürlüktür. Bu açıdan değerlendirildiğinde bir köle özgür, bir kral da aslında köle olabilir.

Temsilcileri Kıbrıslı Zenon ve Epiktetos’tur.

Kıbrıslı Zenon

Zenon’a göre her insanın kaçınamayacağı, yaşamına hakim olan bir yazgısı vardır. Yaşamın şekli insan için önceden belirlenmiştir. Bunun için insan, yazgısını olduğu gibi kabullenmelidir.

Epiktetos

“Bir deniz yolculuğuna çıkarken, gemiyi, kaptanı ve havayı ben seçerim. Yolda bir fırtına çıkarsa asla umursamam, bu benim işim değildir. Ben kaptanı seçerim, fırtına ile o uğraşır.” diyen Epiktetos, insanın gücü yetmeyen işlerle uğraşmamasını mutluluğu için şart koşmaktadır.

4. Yeni Platonculuk

Felsefeye dayanarak dini bir dünya görüşü geliştirme çabasıdır. Kurucusu Plotinos, maddi dünyanın gerçek olamayacağını, sadece değişmeyen bir şeyin gerçek olabileceğini düşünür. Bu değişmeyen varlık ise Plotinos’a göre Tanrı’dır.

[ okunma : 7324 ]Yazdır Yazdır Postala Postala


Görüş ve öneri bildirimi için, sayfa zemîninde bulunan "Düşündüm ki!" aracını kullanabilirsiniz.